top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Oguz Göksu
    Oguz Göksu
  • 2 dakikada okunur

Kırmızı nokta Kaldığımız evimiz
Kırmızı nokta Kaldığımız evimiz

Evet Ankara’da okul hayati böyle başladı. Buna alışmam ve uyum sağlamam bayağı zaman aldı. Gecen günler içerisinde o resmi kıyafetten kurtulup bende diğer çocuklar gibi normal kıyafetlerle okula gidiyor ve şive mide düzeltmeye çalışıyordum. Yavaş yavaş Arkadaş edinmeye başladım. Mahallemiz ise ayrı bir problem. Bulunduğumuz bina iki bölüm ve 16 hane. Bizle akran bayağı çocuk var. Evimizin önü Anıt Kabir e giden Atatürk caddesi. Yanımız ise ta Anıt Kabir e kadar boş bir alan. Burada mahallenin bir sahası var. Tabii buradaki gibi yeşillik değil. Yağmurda çamur güzel havada ise toprak bir zemin. Çocuklar genelde bir araya gelip top oynuyorlar. Ama basta beni aralarına almadılar. Taki Babam bana bir top alana kadar. Sonrası mavi şimşekler adında bir takım kurup bende topum olduğu için oynamaya başladım. Formalarımızı giyip sahaya çıktığımızda hemen lakap takıldı. Sütçü... sebepse hiç tüyüm olmayışıydı. Öyle sinirlendim ki ayni günün akşamı evde bacaklarımı jiletle tras ettim tüy çıksın diye.

Böylesi gecen günler içerisinde büyümeye ve Erginleşmeye başladım. Tabii yaşadığım sıkıntılı günler beni okulda bayağı zorladı. Çift dikiş gitmeye başladım. Bu da beni sınıfta abi bir büyük yapmaya başladı. Mahallemiz içinde ayrı bir yeri olan Abidin Pasa Çiftliği isminde bir bölüm vardı. Burası garibanların olduğu ve de durumlarından dolayı biraz kabadayı biraz gariban yerdi. Onlarda beni fark edip içlerine alıp bir arkadaş Kardeş muamelesi yaptılar. Gecen günler içerisinde Boyum iri yapım ve edindiğim arkadaş çevresi ve Çift dikiş okul hayatıyla bayağı sivrildim hem mahallemde hem de okulda. Bu arada okulumuz yer değiştirip biraz daha uzağa gitti. Artık orta Okul bitti ve Lise 1.nic sınıfa başladım. Büyümüş serpilmiş bir genç olmuştum. Binamızda bulunan iki kız arkadaşım ki bunlardan biri şu an çok ünlü Türk Sanat Müziği yapan bir sanatçıyla evli Allah mesut etsin diyeceğim ama ayrılmış, diğerde Esmer Bomba dediğimiz bir arkadaşım. Hep pesimdeler ve hiç ayrılmıyorlar. Bense ilgisizim. Zira arkadaşlarımla bizim evin önünde Caddeyi ayıran yeşillik alanda otururken her aksam üstü bisikletiyle gelip etrafımda dolasan çok güzel bir kızcağız var. Sadece bakışıyoruz.

Devamı yarın...

 
 
 
  • Yazarın fotoğrafı: Oguz Göksu
    Oguz Göksu
  • 2 dakikada okunur

Her Akşam Bisikletiyle gelip Bakışları ve Gülüşleriyle etrafımda dolasan bu güzel kız bana biraz fazla mı geldi bilmem hiç tepki veremedim. Dolayısıyla bir müddet sonra gelmez oldu. Mahallemiz bir alem dedim ya enteresan bir durum var. Akdeniz Caddesi Bahçelievler son duraktan Anıt Kabir e doğru Çift yönlü geniş bir yol. Tam bizim evin biraz yukarısında yolu ayıran bir ortada adacık var. Gayet güzel yeşillendirilmiş ve Ağaçlandırılmış. İşte bizde mahalle gençleri burada toplanıp oturup sohbet eder müzik dinlerdik. Türkçe sözlü alafranga müzik. Babam o zamanlar çok güzel bir pilli Radyo kaset çalar almış. Onu alıp iner ve bayağı hava atardım. Nedendir bilinmez son zamanlar her aksam üstü bizim bu adacıkta mutlaka yaklaşık ayni saatlerde Araba kazaları olmaya başladı. Hatta bazen Arabalar orta adacığa girip takla atarak bizim evin bahçesine bile düştü. Artık öyle oldu ki İnsanlar aksam oldu mu balkonda yerini alır Çayını koyar ve gelişecekler kazayı beklemeye başlardı. Mutlaka da bir kaza olurdu. İşte böyle enteresan bir mahallede yaşadım. Komsumuz Mahallede bakkal işletiyordu. İki oğulları vardı ve biri benden bir yas büyük diğeri ise bayağı büyük bir abiydi. Benle yakın olan Zekai ile zaman zaman Bakkala gider yardım eder karşılığında da Ekmek arası helva yerdik. Arkadaşlığımız bayağı ilerledi. En yakın arkadaşım oldu. Bir gün geziyoruz. Bir yerde oturduk ve cebinden sigara çıkartıp yaktı. Yas 16- 17. bana sordu içermisin diye yok dedim. Al bir dene bak içine çek sonra Haydar de bakalım diyebilecekmişsin. Ne var ki haydar demekte bir duman çektim Haydarin Ha si kaldı gerisi gelmedi. Arkasından öksürük falan. İşte Sigara illetine böyle başladım. Büyüdük Genç olduk ya her şeyi deneyip başarmak. Çocuklarla oynarken bazen de konserve kutularını acilmiş ve boş olan, bir çukur kazar içine biraz karpit yani Kireç koyar ve kutuyu da üzerine yerleştirip iyice sıvadıktan sonra üstüne bir delik acar ve sıkışan gazi kibritle yakarak kutuyu metrelerce yukarı fırlatırdık. Sigarayı deneyerek ögrendim ama yaptığım deneylerle alim olamadım maalesef.....

 
 
 
  • Yazarın fotoğrafı: Oguz Göksu
    Oguz Göksu
  • 2 dakikada okunur

Artık kritik Gençlik yaşları. Ankara Bahçelievler Atatürk Lisesi 1.nci Sınıftayım. Hatırımda kalan anılarımda biri de sene içerisinde sınıfla birlikte Ürgüp’e yaptığımız bir Otobüs gezisi. Tüm sınıfla yola çıktık sınıfın güzel kızlarından biri takmış kafayı bana. Gel dedi bir oyun oynayacağız. Nasıl dedim, dedi ki göz göze bakışacağız ve kim gözünü kırparsa o kaybedecek. Ne o ne ben göz kırpmadan bakıştık durduk. Arkadaşların Ürgüp’e geldik uyarısıyla uyandık. Serhoş gibiydim ama etkilenmedim desem yalan olurdu. Lakin o güzele ve yaşadığım o ana rağmen ben cins Sınıftan bir başkasına çocukluk bu ya gönül vermişim. O an geçti gitti bu güzel kız ve ben yine gönlüme yönlendim. Ama karşılık alamıyorum. İşin gençlik aşkları böyleyken zaman zor ve kötü. Siyasi çalkantı başlamış. Sağ sol derken bende kendimi solcuların arasında buluverdim. Memur çocuğusun gariban yetişiyor ve belli bir sınıfla büyüyorsun. Mahallemiz ve Okulumuz öyle bir durumdaki Komşu çocuğu veya sınıf arkadaşın Sağcı veya o zamanki Bozkurt sense solcusun. O zamanlar Mahallemiz Bahçelievler’de arkadaşlarımızdan 10 Tanesi bozkurtlar tarafından katledildi. Zor bir o kadarda tehlikeli günler yaşıyoruz. Tabii bu arada ben yine Lise 1 de takıldım. Aynı sınıfta 2. inci sene başlarken Ailem içerisinde yaşadığımız sıkıntılarla beraber bir arkadaşımdan duyduğum Ankara Otelcilik Okuluna yatılı olarak baş vurdum. İmtihanı kazanarak Babamın tüm itirazlarına rağmen evimize 1 km uzaktaki okuluma Yatılı olarak başladım. Bu arada o zamanlar Turizm şimdiki gibi değil. Okumuş eleman yok Sendika dönemi. Devlet bu konuyu kazanmak için hem yatılı alıyor okula hem de her ay 250 TL burs veriyor. Hafta içi okulda yatlı kalıp eğitim alıyor hafta sonunda eve gidip ailemle birlikte oluyordum. İlk bursum olan 250 TL’yi anneme verdiğimde çok gururlanmıştım. Babamsa bana hala çok kızıyordu. Hiç unutmam bana dedi ki oğlum uşak olman için okumana gerek yok ve biz uşak olacak toplum değiliz….

 
 
 
bottom of page